Kasım 26, 2006

KASIM PEMBELERİ...

Kasım bitiyor ama bizim balkon pembeleri hala yaşamlarını sürdürüyorlar... Çoğu PDA üyesi dostlarınkiler de öyle. Baliç'lerinki tam umut kesilmişken meyvaya durup bir de dalında renklenmiş.
Bunlar şimdi bir yandan sarı çiçekleriyle boy atarken, bir yandan da meyve verip, güneşi her gördüklerinde de pembeleşiyorlar... Herhalde "profesyonel" yetiştiriciler tarladaki kökleri çoktan çıkarıp ya yerine başka birşey ekmişler ya da gelecek mevsimin hazırlıklarına girişmişlerdir. Ama biz kıyamıyoruz saksılara müdahale etmeye. Tıpkı sonbahar ağaçlarına benzediler aslında... Sararıp kuruyan yapraklarla dolu gövdeleri. Bir de üstten taze sürgünler ve çiçekler olmasa...

Sedat Hoca (Tavşanoğlu), Çatalca, Elbasan'daki tarımcı dostlarının kimi yıllarda, "kar altından kıpkırmızı domatesler topladıklarını" söylüyor. Kimbilir, bakarsınız bunlar da benzer bir performans gösterirler... Sonuçta bir süre daha ellemiyeceğiz biz bunları. Zaten irileşenleri alıp, oda içinde pembeleşmeye bırakıyoruz. Gayet de iyi oluyor. Lezzet aynı, renk aynı...

Bu arada Elbasan topraklarındaki Tavşanoğlu pembelerinin başına korkunç bir felaket geldi. Ağustos ayında burada yazmıştık hani, orada iki tür domates olduğunu ve kendilerine başka arkadaşlar bulan pembelerin biraz geç dikildiğini. Sedat Hoca ilk dikilen domateslere bir mantarın musallat olduğunu ve hepsini mahvettiğini söyledi önce. Pembeler geç dikildiği ve daha yeni meyva verdikleri için onlara bulaşmamıştı mantar. Ama bir iki hafta sonra duyduk ki onlar da maalesef nasiplerini almışlar salgından...

Neyse ki ilk çıkanlardan birinin resmi var arşivde... Bir seferde üçten fazla resim yükletmiyor bu Blogger, yeni bir giriş yapıp paylaşmak istiyorum Elbasan pembesini sizlerle. (Çünkü her biri yeni bir yüz, yeni bir kişilik gibi görünüyor bu mahlukların, "ne olacak canım alt tarafı bir domates işte" demenin imkanı yok! Hele "pembe" ise!)

1 yorum:

gezeryazar dedi ki...

Ben de balkondaki bu sene bir türlü açamayan pembe domates fidanlarımı ne yapsam diye düşünüyordum. Nişantaşının az güneş gören balkonunda çırpındılar, bayağı geç bir zamanda (ekim) sarı çiçek açtılar ama bir türlü meyvaya dönüşemediler. Hala altlar sarardı soldu kurudu, üstten yeşil dallar yapraklar devam ediyor.Halen de burunlarının dibinde komşu apartmanın yıkılması, tozu, pisliği, gürültüsüne maruz kalıyorlar, inşaat başlayacak yakında. Ne etsem onları, tenekeleri içeri mi alsam diyorum, yerde yok ama...