Mart 22, 2009

PDA III. İSTANBUL BULUŞMASI'NDAN...

1 Mart 2009, Pazar'dı...
Bu yıl üçüncüsü yapılan PDA - İstanbul üyelerinin buluşmasının üzerinden üç Pazar geçivermiş bile... Buluşmanın notlarını, izlenimleri, resimleri buraya aktarmakta bu yıl biraz geciktik. Bunun nedeni biraz günlük iş koşuşturmasının ağır basması, daha çok da her yıl sayısı artan katılımcı mesajlarını "zaptedip" yazıya dökmenin ve buraya taşımanın da güçleşmekte oluşu.
Geçmiş yıllarda en çok da Emine Yalçın elle not alır, özetleri burada yayınlayıverirdik. Bu yıl Sevgili Ayşe Sazak toplantının değerlendirme notlarını sonradan kendi web günlüğünde yayınladı...

O gün neler yaptık?
Herşeyden önce "birer e.posta adresi" olmaktan çıkıp, etten kemikten insanlar olarak birbirimizi tanıdık! "-Aaaa, o sizsiniz demek!" nidaları... (*)
Mehmet toplantıyı açtı... Ayşe Sazak bir konuşma yaptı... Ben de sırayla herkese mikrofonu verip, kendilerini tanıtırken, kendi pembe domates serüvenlerini de anlatmalarını istedim... Bu yıl oldukça kalabalık olduğumuz için sunum yapmadık. Buna karşılık Sevil Albayrak'ın hazırladığı Pembedomates.Org sitemizin birlikte açılışını yaptık.

Web üstadımız Sevil bir aralık dijital kamerasıyla hareketli görüntüler (ki birazdan onları da yayına alacağız) saptamayı akıl etmeseydi sadece bu fotoğraflarla yetinecektik. (Sağ paneldeki "slide show"u da tıklayarak III. İstanbul Buluşması fotoğraf albümüne erişebilirsiniz. İsimlerini resimaltlarına yazamadıklarımız bunu yapmamıza yardımcı olurlarsa çok seviniriz... Kamera: Yeşim Güriş).

Mikrofonu eline alan herkes az öz ama çok etkileyici mesajlar verdi.
Hele bir tanesi, sevgili arkadaşımız Zehra Kocabaş Güney'inki uzun süre akıllarda kalacak cinstendi:

"Bu ağa düştüğüm için çok mutluyum!"

Anlaşılan o ki bundan sonraki buluşmaları baştan sona video ile kaydetmek gerek.
Sonra tohumlar paylaşıldı ve dağıldık...
Hepinize içten teşekkürle...

----------------------------------------------------
(*) O gün buluşan PDA'cılar:
KEREM AKYAR, SEVİL ALBAYRAK, TÜLAY ALDUMAN,YAŞİN ARSLANOĞLU, CEREN ATLI, ASLI BALAKİN, SEVİNÇ BALİÇ, HAKKI BALİÇ, GÜLSEREN BAŞTAR, PERVİN BULGULU, NALAN CANTAV, SEMA CENGİZ, NEHA ÇAYLAN, FERYAL ÇILDIROĞLU, SÜMER DEMİRTAŞ, OĞUZ DİLER, HANDAN DİZMAN, ASUMAN ERCAN, NERMİN EREN, AYCAN ERGİN, AHMET ERGÜN, MURAT ERÖZLÜ, ZERRİN ERSOY, AYŞEN ERTÜR, NİLGÜN GANİ, FİLİZ GEYİK, ARSLAN GÖNENÇ, İBRAHİM GÜNDÜZ, NERGİS GÜNDÜZ, ZEHRA GÜNEY,YEŞİM GÜRİŞ, CEMİL GÜRLEYİK, BAYAN GÜRLEYİK, AHMET HASIRCI, DENİZ KAMÇEZ, ŞEFİKA KAMÇEZ, BETÜL KARADAĞ, BÜLENT KARADAĞ, HANİFE KARAGÖZ, ARZU KARAVANA, RASİM KARAVANA, SANİYE KOCAŞ, REFİKA KORTUN, DEFNE KORYÜREK, ESRA KOYUNCU, GÜLİZ KÖNÜMAN, MURAT KUĞU, AYSEN KURT, SERTAP MANTİN, ARZU NİLGÜN, ŞAZİMET ÖMER, BERRİN ÖNER, YAVUZ ÖNER,AVNİ ÖRGÜÇ, TUĞBA ÖZBİLGİN, EMİNE ÖZTÜRK, ŞENNUR PARS, AYŞE RÜŞVANLI, MUSTAFA RÜŞVANLI, AHMET SARAÇOĞLU, FATMA KURT, MELEK SAYGIN, AYŞE SAZAK, SELÇUK ŞAHİN, FERAY ŞIHMANTEPE, ZEHRA TANIRLI, EMİNE TOPDEMİR, MERAL TOPDEMİR, ALEV TUNA, DİLEK TÜRELLİ, ZEYNEP UYGUN, MÜFİTCAN UYGUN, BAHAR UYGUN, İBRAHİM ÜNAL, METİN VAROL, EMİNE YALÇIN, FÜSUN YAŞMUT, HAKAN YAŞMUT, ESRA YATAR, NİHAN YELUTAŞ, AYTEN YILDIRIM, ESRA YILDIRIM, MURAT YILDIRIM, MERAL YÜKSEL, SEDAT TAVŞANOĞLU

İLAÇLI SEBZE ve MEYVALAR...

İlaç kalıntılı sebze ve meyveler bomba gibi / Ekonomi / Radikal İnternet

Mart 13, 2009

MANİFESTOMUZUN ÖNEMİ ya da AMAN DİKKAT!

Geçen yıl bu "Pencere Önü Bostanları" etiketli ürünleri görünce biz de sevinmiş, hatta bir iki paket alıp eşe dosta hediye etmiştik. Bir yandan da hafiften bir endişe duyup, "acaba ne tür tohumlar bunlar?" diye düşünmüştük. Sadece su vererek yetiştirilebilen bu tohumların genetiğine müdahale edilmiş miydi?

Bu sabah Hürriyet'te bu konu ile haberi görünce hemen okumaya koyulduk...
Endişeler boşuna değilmiş baksanıza;

"- Yeni çeşitler gelecek mi?
-Bunlardan sonra daha farklı kaplar içerisinde domates, biber, patlıcan gibi minyatürize edilmiş, meyvesi yenen sebzeler gelecek.
- Minyatürize edilmiş ne demek? Meyvesi mi minyatürize edilmiş?
- Evet. Çünkü domatesi ev koşullarında yetiştiremezsiniz. Bunların minyatür versiyonu var. Patlıcanlar mesela, bir yumurta büyüklüğünde ve beyaz olacak. Biz onları bir süre sonra satışa çıkarmış olacağız. "

Sırada minyatür meyvalar da varmış, paketlenip sadece su vererek büyütülmek üzere satılacak...

Manifestomuzun önemi işte bir kere daha ortaya çıkıyor:
Doğal tohumları endüstriyel üretime kaptırmayacağız!
Aman dikkat!

Şubat 28, 2009

PEMBEDOMATES.ORG

Sevgili Sevil Albayrak, üç yıldır web günlükleri ile yola devam eden Pembe Domates Ağı'na bir "ana site" armağan etti: Pembedomates.Org . Yarınki PDA buluşmasında açılışını yapacağız!
(Hatta becerebilirsek, toplantıyı web yayını ile uzaktaki üyelerimize de iletmeyi deneyeceğiz...)

Artık temel adresimiz burası!
Şimdilik en gerekli içerik var sitede, yavaş yavaş zenginleşecek elbette... Önerilerinizi bekliyoruz...

Ellerine sağlık Sevil'ciğim...

Şubat 27, 2009

2009 İSTANBUL BULUŞMASI

Bu yıl da yine Armada evsahipliğinde, 1 Mart 2009, Pazar sabahı İstanbul PDA üyeleriyle buluşuyoruz...

Şubat 15, 2009

ÖMERCAN'A NAZAR DEĞDİ ya da BU ÜLKEDE İYİ ŞEYLERİN ÖMRÜ NİÇİN KISA OLUR?

Bu pembe domates serüveninin başlamasına vesile olanlardan arkadaşım Münevver Eminoğlu'ndan Ömercan Organik Tarım Çiftliği'nin faaliyete başlayacağını ilk duyduğumuzda (5 Nisan 2006 imiş!) bizi de üye kaydetmelerini istemiştik. Ondan sonra "Ömercan" başta sağlıklı beslenme olmak üzere hayatımıza hep lezzet ve kalite kattı durdu... Pembe Domates Ağına da... Tohum katkısı, bilgi katkısı, doğal pembe domateslerin kendisi... bunların en önemlilerindendir.

Arasıra yazılı ve sözlü olarak, çoğu zaman içimden her organik sebze kutusu evimize teslim edildiğinde bu zahmete katlandıkları için bu ekibe teşekkür ediyordum. Sürekli olmasını da dileyerek... Ama her güzel şey gibi maalesef "Ömercan" da ömrünü tamamlamış. Nedeni de organik tarım için kullanılan arazinin sahibi -nedense- ortaklığı bozması imiş. Ya da bizim duyduğumuz neden bu...

Başka bir ülkede olsaydık, vatandaşın, tüketicinin bilinç düzeyi ve tepki verme kültürü yüksek bir toplumda yani, böyle bir durumda herhalde sessiz kalınmazdı...
Oysa bizde ikisi de işe yaramayan iki ihtimal var. Birincisi "vaaaah vah, Ömercan'a nazar değdi" demek. İkincisi "bu ülkede neden iyi şeylerin ömrü kısa olur?" gibisinden yanıtı belli bir soru sormak...

Her hal ü karda elimizdeki pembe tohumlarının değerini daha çok bilmek gerektiği açık.

Şubat 08, 2009

PDA İZMİR BULUŞMASI...


Az önce PDA İzmir Buluşması'ndan ilk resimler geldi...
Çok mutlu olduk...
Özellikle çocukların da bu toplantılara katılması çok önemli.
PDA logolu tohum paketleri hazırlanmış, bunlar sonra paylaşılmış, belli ki yetiştirme teknikleri de tartışılmış... Daha ne olsun... Darısı diğer illerdeki PDA üyelerine... Sağolun İzmir'li dostlar... En başta da sevgili Sevil Özcan ve Nail Sarı'ya ta en başından beri PDA İzmir'in gelişip genişlemesine böylesine candan ve bilinçle destek verdiklerinden dolayı içten teşekkür...

Ocak 25, 2009

PDA ÇEKİRDEK KADRO İŞBAŞINDA!

Geleneksel tepsi, küçük kaşıklar, küçük paketler yine ortaya çıkarıldı... Geriye -ve ileriye!- tohum sayımı başladı... Bu yıl en sevindirici olan şey, eski PDA üyelerinin artık yeni tohum paylaşıcısı olduğunun iyice belirginleşmesi... Bütün mesele 7 bölgeli ülkemizde, bölgelere en uygun pembe tohumlarının bulunup yollanmasında... Bu da çözüleceğe benziyor... Bu arada bazı telaşlı mesajlar geliyor kimi üyelerden. "Haydi, bir an önce tohumları yollayın" diye. Sakin olmalılar. "Doğal döngü" diye diye bir hal oluyoruz. Daha çok zaman var (doğrulandı bu uzmanlarımız tarafından da) çimlendirme için...
Bu gibi durumlarda insanın aklına Manifesto'daki "...terminatör teknolojiler eliyle endüstriyel hale gelmemesi için... çalışacağız..." söylemi geliyor ve ardından paranoyalar basmıyor değil...
Sadece güvene dayalı bu ağ. Başka bir şeye değil...

Bu arada dünkü buluşmaya Yeşim'in getirdiği "Şeylerin Hikayesi" için tekrar teşekkürler. Sürdürülebilir Yaşam Filmleri Festivali'ni kaçıranların bu bağlantıdan, en azından bu filmi izlemesi mümkün... Aslında çok istediğimiz, uzun uzun duyurduğumuz halde, biz de gidemedik... Yeşim de festivali kaçırdığı için hayıflanırken, 8. Ekoloji Fuarı'nda tekrarının olduğunu görüp, koşa koşa gitmiş. Anlata anlata bitiremedi... Bugün en çok merak ettiğim filmlerden biri olan "Ağız Devrimi"nin de sorunsuz izlenebileceği bir bağlantı buldum. Bu filmdeki "Mouthfesto" ibret verici!

Ocak 18, 2009

YEMEZLER!

Bugün yeni üyelerimizden Sayın Emine Çiğdem Tugay, Adalar Postası başlıklı web-günlüğünde yayınladığı şu bağlantıyı gruba yollamış:

genetiği değiştirilmiş organizmaları yemezler!

Aralık 31, 2008

MUTLU YILLAR PDA...

2009'da,

Doğal pembe domateslerimizin,
Olumlu enerji yaymayı
Sürdürebilmesi
Dileği,

Sevgi
ve
Saygılarımızla...


Tansuğ'lar...



Aralık 24, 2008

ARALIK BİTERKEN...

Aralık bitiyor... Yeni yıla girerken, bizim balkon pembelerinden biri yeniden yapraklandı... Şimdi hava karladığı için onu içeri aldık. Bakalım ne olacak!
İnsan sevinemiyor "erken öten horoz" misali ortaya çıkıveren bu yapraklara... İklim değişikliği yüzünden şaşıran bitkiye karşı içten içe bir mahcubiyet, bir suçluluk duygusu egemen oluyor insana...

Tüm üyelerimize ve buraya gelip bunları okuyanlara şimdiden mutlu yıllar...

Kasım 27, 2008

"PDA"; "Dünyayı Kurtaranlar"a Dahil Edilmiş de Haberimiz Olmamış!

"NTVMSNBC"nin "Yeşil Ekran"ı PDA'dan şöyle sözetmiş:

Pespembe domatesler... İçine girdiği yemeklerin tadına tad katan, görenleri endamıyla şaşırtan pembe domatesler. Şehir hayatında onları unuttuk gitti. Oysa nesli kurumaya yüz tutan pembe domatesler aslında doğal bir miras... Bu mirası korumaya karar verenler internette biraraya geldi. Pembe Domates Ağı...

Altında da Buğday Dergisi'nden Güneşin'e ta 2007'de verdiğimiz bir röportajı yayınlamışlar... O tarihte üye sayımız 100 imiş. Bugün itibarıyla üye sayımız "1208"..

Tevekkeli son haftalarda yine çok değerli yeni üyelerimiz oldu, demek ki bu yayını okuyup gelmişler. Hoşgelmişler.

Aynı yayını gören TRT İstanbul Radyosu Karşı Kıyı programının yapımcısı Esin Yolçınar da bugün bizi canlı yayına davet etti. Anlattık TRT'mize pembeleri ve P.D. Ağı'mızı...

Ne diyelim, Yeşil Ekran'a teşekkürler!

Kasım 21, 2008

SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAM FİLMLERİ FESTİVALİ'NDEN, BADEMLİ ve KONYAR'A...

İstanbul'da Sürdürülebilir Yaşam Filmleri Festivali başlıyor...
Bu konu bizim PDA içinde de çok ilgi çekti... Üyemiz Sayın Melek Saygın, "Festivaldeki Kutsal Tohumlar filmi, bana birilerini hatırlattı... (bizi ve PDA'nı onurlandırmış burada!) ....iyiyle-kötünün mücadelesinin hiç bitmeyeceğini düşünüyorum. Film 27 kasım 12.40'da, gidebilen olursa paylaşımları bekleriz. " diye bir mesaj yollamış bu sabah. Bu mesaj üzerine festivalin "Filmler" sayfasına bir daha baktım. "Kutsal Tohumlar"ın yanısıra mesela "Ağız Devrimi" de PDA'nı çağrıştırıyor:

"Ağız Devrimi" organik ürünleri tüketmenin önemini vurgularken hem eskiyi, hem de zamanımızı hicveden 4.5 dakikalık bir canlı-aksiyon parodisi... ...ağızlar ne yiyeceklerini ve hangi yiyecekleri yemeyeceklerini bir "mouthifesto" (devrimci ağız manifestosu) ile deklare ediyorlar: trans yağlara, genetiğiyle oynanmış gıdalara, tarım ilaçlarına, sentetik ve yapay katkı maddelerine HAYIR!"

Keza "ŞEYLERİN HİKAYESİ", "Permakültür" kavramını tanıtan "YERKÜRENİN BAHÇIVANI" da kaçırılmaması gerekenlerden... Bu festivali düzenleyen, "Permakültür"den yola çıkarak bir arayagelen, "Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi" kurucuları Pınar, Filiz ve Tuna'yı; PDA'na davet etmeli. İçimden bir ses onlarla PDA arasında sinerjik bir iletişim doğabileceğini söylüyor... Yalnız, şu "sürdürülebilirlik" sözcüğünün son yıllarda çift yönlü, yani, çıkarları kurdukları düzenin böylece sürüp gitmesinden yana olan endüstriler ve politika belirleyiciler tarafından da -hem de seve seve- kullanılmakta olduğuna nasıl dikkat çekmeli? İçi boşaltılıp, başka amaçlarla kullanılan diğerleri gibi, örneğin "yönetişim" gibi
... Acaba şu bağlantı işe yarayabilir mi?

Biz "Permaculture" ya da "Permakültür" ile ilk kez 2006'da karşılaşmıştık... Bu vesile ile rahmetli Raci Bademli dostumuzun "Kültür Zinciri Mühendisliği"ni burada yine anımsamak gerekiyor belki de. Prof. Dr. Raci Bademli, kültürün “elle tutulamayan” şeyleri de içerdiğini vurgular ve “bir bütün olan kültür zincirinin kırılmaması” gerektiğine dikkat çekerdi. Bademli, belki de bir “kültür zinciri mühendisliği” disiplininin gelişmesi gerektiğini, bir tür “kırsal yaşam bilgeliği” diye adlandırılabilecek bu “elle tutulamayan” kültürün genç kuşaklara aktarılmasında, ülkemizde “genetik bir sıkıntı” yaşandığını söylerdi... Bu konuda daha önce şurada, ÇEKÜL'de, ve daha bir çok yerde sözedildi, o güzel insanın gerçekleştiremeden gittiği bu projesinin ve diğer yaptıklarının unutulmaması için... Hatta PDA oluşurken, O'nun "zincir" dediği şeyin tarımla ilgili bir halkasını, Bafralı bir çiftçinin sütle sulama yaptığı haberinden sonra yakalamış ve halkanın 2100 yüzyıl önceye, Vergilius'a kadar uzandığını görmüştük...

Sonra daha neler gördük... Zincirin günümüzdeki halkası çitfçileri bekleyen "akılalmaz" düzenlemeleri...

Bütün bunları anımsamak, bu sabaha hem heyecan, hem hüzün katıyor...

Bütün bunları yazmaya yol açan şey Sayın Saygın'ın mesajındaki, PDA'nın ortaya çıkışının "insanların hayatta kalmalarını sağlayan bir içgüdüden kaynakladığı" düşüncesi mi yoksa?
O "içgüdü"nün "bilinç"le takviye edilmezse bir işe yaramayacağı kaygısı belki...

Haydi yine de -O güzelim filmlere ek olarak- "pembe" bir haberle bitsin bu yazı!

Sevgili üyemiz Rasim Konyar'ın, 29 Kasım'da, İstinye Park'ta "Alşimist Formlar" başlıklı heykel sergisi açılacak, İstanbul'daki üyelere duyurulur!

Ekim 28, 2008

85. CUMHURİYET BAYRAMINI ÖZGÜRCE KUTLAYAN PEMBELER!


Son 4 gündür Blogger.Com'a Türkiye'den erişim engellenmişti...

Bugün durumun vehametini "idrak" edip, yasağı kaldırdılar...

Böylece 29 Ekim 2008'e girerken yandaki selamlamayı buradan bütün PDA Ailesi ile ve ifade özgürlüğü dahil, temel hak ve özgürlüklere sahip bir "ulus", saygın ve çağdaş bir "Cumhuriyet" olmanın değerini bilen herkesle paylaşabiliyoruz...

Nice 29 Ekim'lere...

Ekim 24, 2008

2008 EKİM AYI BİTERKEN 2 PEMBE DAHA!

4 gunluk yasaktan sonra yukleyebildiler beni...
Aşırı sıcaklar bitip de azıcık güneşli günler görünce bizim üç yıldır aynı semtte, aynı atmosferde yaşamını sürdüren pembeler yeniden çiçek açtı! Açmakla da kalmayıp iki yeni meyva daha verdi... Benzer durumda daha bir çok PDA üyemiz var. Şimdi , artık pastırma yazı mı olur, şaşıran iklim koşulları mı olur ne olur bilemiyoruz ama, bütün mesele bu arkadaşların biraz daha büyüyüp, çekirdek alınabilecek olgunluğa erişebilmeleri... 2006 Kasım'ında biz bunları yeşilken toplayıp, içerde pembeleşmelerini izlemiştik... Hani ne derler, "tekne kazıntısı" misali...

Eylül 28, 2008

2009 TOHUM PAYLAŞIMI

PDA Üyeleri arasında 2009 yazında yetiştirilmek üzere paylaşılacak tohumlar için harekete geçtik.
Üyelerimiz http://groups.google.com.tr/group/pembedomates adresinde, ana sayfadan bağlantıları verilen formları doldurmaya başladılar... Formlardaki bilgilerden -PDA 2007 Manifestosu kurallarına uygun olarak- tohum isteyenler ile tohum verebilecekleri bölgelere göre gruplayacağız...

Eylül 20, 2008

PDA WEB GÜNLÜKLERİ 35'E ULAŞTI...

Bu akşam MAT ile PDA Ortak Web Günlüğü'ndeki yeni içerikleri gözden geçirirken, PDA -Mersin Sayın Hüseyin Taylan'ın web günlüğünde, yukardaki fotoğrafı görünce inanılmaz mutlu olduk... Sevgili Hümeyra'nın yaptığı/yaptırdığı PDA logosundan ve sevgili dostlarımız Yalçın'ların aynı logoyu kullanarak yaptıkları çeşitli uygulamalardan sonra Pembe Domates Ağı'nı bir kere de bu fotoğrafta "doğal bir PDA logosu" olarak görmek, doğrusu, "attığımız o ilk taşın" bunca "akıllı" tarafından nasıl çıkarıldığına tanıklık etmesi bağlamında bizi çok duygulandırdı...

Şu anda PDA web günlüklerinin sayısı 35'e ulaştı. Bu ne demek? Herşeyden önce, insanlarımız anlamlı ve işlevsel içerik üretiyor. Önce bilgisayar okur-yazarı olmuşlar demek ki. Sonra bilgiyi sayısallaştırarak (fotoğraf çekip bunu bilgisayar ve web üzerinden "erişilebilir" kılarak) "digital okur-yazar", daha sonra da bunları yaratıcı ve işbirlikçi biçimde paylaşarak "bilgi okur-yazarı" olduklarını kanıtlamışlar...

Ha, bu PDA içinde bunları yapmaya ya üşenen, ya vakti olmayan ya da hiç yapamayanlar da var. Ama ne beis? Onları da başta kendileri sonra sevgili Nalan Cantav'ın desteğiyle PDA Ortak Web-Günlüğü derleyip topluyor...

Düşündük de iyi ki o taşı atmışız. Esasen şu karmakarışık, şu akla karanın, yaşla kurunun bir arada tüttüğü, "değer ölçüleri"nin hiç olmadığı kadar kaybolduğu ve yerine yenilerinin konamadığı ya da "olmayacak olanlar"ının su yüzüne çıktığı şu ortamda, şu PDA olgusunda, buraya kadar olan biten herşey son derece umut verici... Düşünsenize bir... Türkiye'de sayısını tahmin dahi edemeyeceğimiz kadar çok insan doğru dürüst domates özlüyor. "Pembe"si bir tarafa... Yalnızca Türkiye'de mi? Bütün dünyada! Ve bizler burada domatesin belki de "en hası"nı konuşuyoruz. Konuşmakla kalmıyor, küçük ya da büyük, elverişli ya da elverişsiz, "evlerimiz"den ona ulaşmaya çalışıyoruz... Olmayacak bir şey! O yüzden bu web günlüğünün adını da "evde pembe domates serüveni" diye koymamış mıydık?

Şu anda, bu serüvene başladığımız evden ayrılıp, 30 küsur yıl önce MAT ile yaşam arkadaşlığımıza -ya da bir başka serüvene- başladığımız evdeyiz. Oysa öbür evdeki balkona az laf etmemiştik! Egzoslu, tozlu, börtülü böcekli vesaire diye... Şimdiki yerimizde ise pembeleri koyabileceğimiz (yani "günde en az 6 saat güneş alan, güneye bakan, temiz havalı") balkonun hacmi, öncekinden kıyas kabul etmeyecek kadar "küçük"! Ama yine de yılmıyoruz! Küçük müçük, burası öncekinden 6 kat daha yüksekte. Dolayısıyla daha "temiz"! İşte tam da bu nedenle, buralardaki ortamı DNA'larına kaydeden tohumlarımızdan çimlenen bir iki tanesi bu kotta bize 2 tane meyva vermeyi başardı! Gelecek sezon onların çekirdeklerini sürdüreceğiz...

"PDA" henüz Türkiye'deki evladiyelik ("heirloom"), doğal pembe domateslerin ilk ve tek bilimsel araştırma merkezi olmaya soyunmadı...
Acaba bunu da mı yapmalıyız, ne dersiniz?
Üç pembe domatesin çekirdeklerini saklayıp, yeşertmek ve bunu çoğullaştırmak...
Bugün (21 Eylül 2008) itibarıyle PDA üye sayımız tamı tamına "1111"! 
Bininci (1000.!) üyemiz her nasılsa bir "öğretmen" oldu: Sayın Ayşe Rüşvanlı! (*)
Bu rastlantıdan öğreneceğimiz çok şeyler olduğunu düşünüyoruz... Ve... Bizim bu web-günlüğü en çok pazar günleri ziyaret ediliyor, istatistiklere göre. 
Onun için bunları yazdık buraya!

(*) Ekleme: Sayın Rüşvanlı da PDA'na katılır katılmaz bir blog açmış: "PDA-ATAKÖY"
Böylece sayı "36" oldu!

Eylül 14, 2008

BÖCEKLERLE BARIŞ İÇİNDE YAŞAMA MESELESİ

Az önce bizim PDA iletişim ağına "Güve kelebeklerine dikkat!" başlıklı şu mesajı yolladık:

"Pazar pazar başka konu yok muydu şimdi?" demeyin! 

Pembelerin yaprakları, kokusuyla hepimizi mest ediyor ama mest olan başkaları da var: "güve kelebekleri"! Özellikle balkonlardaki pembeleri akşam hava kararırken ziyaret edip onlarla haşır neşir olmaya bayılıyorlar! Sonra... içerde açık ışıklarınız varsa ve balkon kapılarınız da açıksa, hane halkınıza yeni katılımlar olabiliyor. 
Uzmanlarımız bu çekimin yararı-zararı konusunda ne derler acaba? 

Geçen yıl sevimli tırtıllarla uğraşıp, elle toplamıştık onları... Bu yıl da bir güve kelebeği akınına uğradık, bir kısmı eve girip yerleşmeye çalıştı, yerleştikleri yerleri bulup, davetsiz misafirlere "güle güle" dedik, arkalarından bıraktıklarını arayıp bulup "derin temizlik" yapmak bizi hayli uğraştırdı doğrusu... Biz ki balkona arılar gelsin diye lavanta, örümcekleri uzaklaştırsın diye kadife çiçeği dikmiştik, güve kelebeklerini cezbetmek için hiç derdimiz yoktu doğrusu... 
Internet'te "güve kelebeği" bilgileri araştırırken, onların "Petek güvesi" diye anılan akrabalarının, en başta arıcıların baş sorunlarından biri olduğunu da gördük... 

Tam yukardaki mesajı yollamıştık ki arkasından bugünkü Hürriyet'te Böceklerin imajını düzeltme projesi başlıklı haberi gördük... Önce bir "Böcek farkındalığı" yaratıp sonra da yararlı böcekleri sevdirmeyi/korumayı amaçlayan projeye ilgi çok yoğundu... 
Aklıma hemen Münevver Eminoğlu'nun "Elmanın kurdu meselesi" geldi. Sonra da böcekler dahil, asıl meselenin şu gezegenin üzerindeki tüm canlıların hep beraber ve barış içinde yaşamasının nasıl mümkün olduğu... İki ayaklı ve "akıllı" olanlara bilhassa, çok iş düşüyor... 
Çok işimiz var, çoook!



Eylül 07, 2008

BUGÜNKÜ Pazar SABAH'TA "PDA"

Sabah yazarı, gastronom, Sayın Ahmet ÖRS, bugünkü (7 Eylül 2008) Pazar yazısında PDA'dan sözediyor:


"Evlerinin balkonunda, pencere önündeki saksılarda ya da bahçelerinde pembe domates yetiştirip, yok olmaya başlayan bu lezzete sahip çıkanların sayısı artıyor. Pembe Domates Ağı adı altında iki yıl önce bir araya gelen gönüllü grup, ellerindeki
 tohumları Türkiye'nin her yerine dağıtmayı başardı..."

Ahmet Örs, PDA'nın SlowFood hareketine de iyi bir örnek oluşturduğuna değinmiş.

Yazının tamamı burada...

Sayın Örs'e içten teşekkürler... Bu arada yazıda ilk tohumları "bizim getirttiğimiz" gibi bir satır var; bize gelen ilk pembe domatesler, Sevgili Baliç'ler eliyle gelmiş, annelerinin yetiştirdiği pembelerden bize de verdikleri "armağan"dı... Zaten pembe domatesle ilk tanışmamız da bu sayede olmuştu... Bir sonraki yıl sakladığımız çekirdekleri evde de yetiştirebileceğimizi sevgili Münevver Eminoğlu söylemiş ve bizi teşvik etmiş idi. "PDA tarihi"!nin başlangıcı budur... Daha sonra her başarılı projede olduğu gibi PDA da görünmeyen kahramanlar sayesinde gelişti yol aldı... Başta Selim Güleç, Zeynep Uygun, Nalan Cantav, Emine Yalçın, Şefika Kamçez, Ömercan Organik ve kendi pembelerinin tohumlarıyla "English Gardens"... Sonra geniş alanlarda yetiştirdikleri Baliç ve Ömercan tohumlarının meyvalarıyla tüm gruba tohum desteği veren Metin Varol, Konyar'lar, Sedat Tavşanoğlu... Datça'dan getirdiği tohumlarıyla Ayşe Sazak ve daha sonraki yıl PDA içinde karşılıksız tohum paylaşam tüm sevgili üyelerimiz...
(Aşağıda da Sevinç'in bu yılki armağanı saksıdan -27 Ağustos 2008'de yapılan- ilk hasat...)

Ağustos 14, 2008

"3. KUŞAK" - "ÜÇÜNCÜ ÇOCUK"

Geçen yıl, Hafize Baliç pembelerinin 2006'da bizim balkondaki ürünlerinden aldığımız tohumları tekrar ekmiş, fakat küresel ısınma yüzünden çok başarılı olamamıştık. Evladiyelik Hatay'lılar İstanbul balkonunda onca lükse rağmen (onlara dev saksılara ekmiş, elimizden geleni yapmıştık) "bana mısın" dememişlerdi.

Ama bu balkona alışık Hafize Baliç tohumlarından bir tanesi Ağustos ayında herşeye tağmen meyva vermişti (Balkonda 2. Kuşak!). Hatta Eylül'de iyice coşup, boyutları küçük olsa da meyva vermeyi sürdürmüştü...

İşte ondan aldığımız çekirdekleri bu yıl biraz geç de olsa çimlendirmeye koyulmuştuk. Nitekim 1 Mayıs'ta 9-10 çekirdekten sadece 3-4 tanesi çimlenebilmişti. (Oysa onlarla beraber yola çıkan organik "cherry"ler hızla yol alıyordu! Tırtıllanmalarına mırtıllanmalarına rağmen onlardan da çekirdek almıştık!)...
Bu yılki balkonumuz geçen yıla göre daha kısıtlı olduğundan diğer fideleri eşe dosta verip sadece iki tanesini saksıya ektik. (Hiç üç çocuğumuz olmadı ama olsaydı herhalde "üçüncü"yü daha "kalender" yetiştirirdik... Ama üçüncü kuşak-üçüncü çocuk pembemiz öyle oldu. ) Tıpkı bir "üçüncü çocuk" yetiştirir gibi o kadar da üstüne düşmedik. Düşemedik.
Amaaa... o bizi mahcup etti. Sessiz sedasız bir meyva vererek... Resimdeki o. Küçük saksısında, ağabey ve ablalarının gördüğü ihtimamın onda birini görmediği halde varlığını sürdürüyor.
Bakalım daha neler göreceğiz ondan!

Temmuz 13, 2008

FRANSIZ BALKONA PEMBE İNADI!




"-Sen Fransız balkon' musun? Ben yine de pembeliğimi göstereyim, efendilik bizde kalsın!"

Sanki böyle diyor Baliç'lerden gelen "bir ve tek" pembe saksısı yeni evde... Yer dar olduğu için şimdilik toprak ekledik ona. Daha sonra ona bir Zeynep usulü boğazlama yapmayı planlıyoruz. Bu yıl Baliçlerle rolleri değiştik. Onlar, bu pembe işine yol açalı beri Hafize Nine sayesinde bol bol pembe sahibi oluyorlardı. O gittikten sonra bu yıl geniş çaplı bir balkon bahçıvanlığı içindeler. Dün aradığımda, Koçtaş'ta çıktılar. Yeniden toprak alıyorlardı. Hakkı Baliç, "1 ton oldu evdeki toprakların toplam ağırlığı" diye endişeleniyordu. Aynı kaygıyı geçen yıl kullandığımız dev saksılarla biz de yaşamıştık. Hatta yapı biliminden anlayan dostlara danışır olmuştuk balkonların ne kadar ağırlığa dayanabildiğini...
Ne demişler; gülü seven dikenine katlanır!
;)

Temmuz 08, 2008

"KENE" KONUSUNDA ÖNEMLİ BİR YAZI ve "BİR ÇİFT SÖZ"

Sevgili Emine YALÇIN, kene konusunda Doğa Gözcüleri Derneği kurucu üyesi Sayın Asaf Ertan'ın yazdığı aşağıdaki metnin PDA ile paylaşılmasını istiyor... (Bu arada Derneğin web sitesinde "Bir Çift Sözümüz Var Sizinle Paylaşacak" başlıklı belge de eminiz PDA üyelerini yakından ilgilendirecek...)

KENE ISIRMASI – KIRIM KONGO KANAMALI ATEŞLİ HASTALIĞI ve KUŞLAR

Haziran 2008

Ülkemizde üç yıldan beri özellikle İç Anadolu’nun kuzey bölgesi kırsalında görülen ve kene ısırması sonunda ölümlere yol açan bu hastalıktan korunmanın en etkili yöntemi hastalık nedenini ortadan kaldırmaktır. Mücadelenin, kırsal kesimde çevreyi ilaçlamaktan geçtiğini ileri süren ve amaçları sadece çevreyi kirleterek para kazanmak olan ve düşüncelerinin bilinçli mi yoksa bilinçsizcesine mi olduğu kestirilemeyen kişilerin eline bırakılması kadar acizane bir çözüm olamaz. Bu konuda İstanbul Veteriner Hekimler Odası da bir bildiri yayınlamıştır.

Çevrenin ilaçlanması sırasında faydalı faydasız, zararlı zararsız ve henüz işlevini tanımadığımız nice canlının yok edildiğini biliyoruz. Yokedilmeye çalışılanların ise yıllardır yapılan ilaçlamalardan istediğimiz ölçüde etkilenmediğini de görüyoruz. Sürdürülen mücadelelerin bir kısır döngü biçiminde yaşandığı bu ortamda nice canlının getireceği faydayı bilmeden yok etmek cinayettir. Çevreyi ilaçlama cinayetlerine bir son vermeden insanların sağlıklı yaşaması mümkün değildir.

Doğanın kendi içinde milyonlarca yılda ortaya koyduğu bir ekoloji gerçeği varken ve bu gerçeği bilim yoluyla biraz aklı çalışan hemen herkesin öğrenebildiğini bilmemize rağmen hâlâ gözümüzün önünde olan bu ekolojik mücadeleyi düşünmemiş olmamız hayret verici bir durum. Söz konusu hastalığın ülkemizde görülmeye başladığı üç yıl öncesinde korumacıların dile getirdiği “kuş avcılığı yasağı” keneyle yapılacak en etkili mücadele biçimidir. İki hafta önce basında özel olarak yetiştirilen sülünlerin doğaya salındığı ve bu kuşların besin çeşitlerinin arasında kenenin de bulunduğu belirtilmişti. Bıldırcın, sülün, keklik, bağırtlak, güvercin, üveyik gibi orta büyüklükteki kuşlarla, kuyrukkakan türleri, örümcekkuşu türleri, taşkuşu türleri, kızılkuyruk türleriyle ismini saymadığım nice kuş türü kene ve benzeri böcek, sinek, örümcekler ve bunların yumurtaları, larvalarıyla beslenirler. A.Ü. Fen Fak. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Barbaros Çetin de aynı bilgiyi desteklemektedir. (Bak: 6.6.08 Hürriyet Gazetesi) Dağı taşı ilaçlayarak bu kuş türlerini de kelaynaklar gibi yok edersek, daha çok kene ısırığı kurbanını toprağa verirken milyonlarca lirayla da kendimizi zehirleriz.

Yukarıda sayılan kuş türlerinin her türlü avcılığının derhal ve kesin biçimde yasaklanması en ucuz ve sağlıklı önlemdir. Bu önlemle birlikte önce hastalığın en yoğun olduğu bölgeden başlayarak vatandaşları korunma konusunda tek tek aydınlatmak gerekmektedir ki kanımızca kamu hâlâ kene ısırdığında ne yapacağı konusunda bir bilgi karmaşası içindedir.

Kuş avcılığının sona erdirilmesi kararını alacak bir Çevre ve Orman Bakanlığı bu kararıyla ülke tarihine geçecek bir etkinliğe imza atmış olacaktır. Ayrıca söz konusu hastalığın sadece ülkemizde değil komşu ülkelerde ve kıtalarda yaşayanlara bulaşmasını da kısmen engelleyerek tüm insanlığa hizmet etmenin şerefine ulaşacaktır.

Asaf Ertan

Doğa Gözcüleri Derneği kurucu üyesi

Temmuz 06, 2008

BU YAZ...


Bu yaz bu web günlüğüne herzamanki sıklıkta yazamıyorum... Bunun nedenlerinin başında PDA'nın artık ele avuca gelen, gerçek bir toplumsal ağ kıvamını kazanmış olması geliyor... Üyelerimiz GoogleGruplar'daki PDA iletişim ağına sorunlarını yazıyorlar. Şıp diye cevaplar yağıyor. Üstelik geçen yıllarda zaman zaman rastlanabildiği gibi -kimyasallara uzanan mücadele yöntemleri örneğin!- gelen cevaplar arasında bizi tedirgin edici hiç bir şey yok! Dolayısıyla içimiz rahat. Geçen yıl kazandığımız uzman üyemiz Sibel Karanfil harika cevaplar rekoru kırmakta...

Şu sıralar en çok pembelerin aşırı sıcaktan nasıl korunacağı tartışılıyor. Saksıların üzerine tente germekten sözediliyor. Malçlama ("mulching") da bu bağlamda işe yarayabilir. Bunun için yandaki PDA arama motoruna "malç" yazıp bakarsanız bu blogdaki bilgilere topluca ulaşabilirsiniz.

Diğer nedenler de önemli. Bir kere tozlu, egzoslu, şöyle, böyle diye mevcut balkona bir sürü laf ettik. Derken aynı cadde üzerinde, tozdan egzostan daha uzak ama bu sefer de varolandan daha küçük balkonları olan bir eve geçtik. Hani şu "Fransız balkon" denen türden. Bu balkonlar pek estetik olmakla birlikte "kentte tarım" heveslerine de pek "Fransız kalıyorlar" doğal olarak. Dolayısıyla bu yaz sınırlı sayıda saksıya göre çimlendirme yapmak zorunda kaldık. Üstelik geçen yıla göre hayli geç bir zamanda bunu yaptık. Şimdi fideler ancak saksılık hale geldi, bu hafta onların da taşınması yapılacak. Bu arada Baliç'ler Hafize Hanım'ın geçen yılki pembelerinin çekirdeklerinden evlerinde yetiştirdikleri saksılardan birini bize armağan ettiler ve nohut büyüklüğünde bir yeşil/pembe meyva yeni evde bizi neşelendirdi.

Bu yaz "Buraya daha az yazma"nın bir diğer nedeni de 2006'da yaptığım hukuk tezimi Türkçe'ye çevirip, burada yayınlanacak bir kitap haline getirmekte olmak! Taşınma v.s yüzünden hayli geciken bu işi artık tamamlamak zorundayım. "Pembe domatesle ne ilgisi var?" demeyin, var ilgisi! Şimdi baktım da 11 Haziran 2006'da Tansug web günlüğüne girdiğim içerikte bu tezle ilgili olarak "Keşke pembe domatesler ile bu konuyu örtüştüren bir çıkış noktası yakalayabilsem. O zaman bu yükü çok daha keyifle taşırdım..." demişim. O nokta, web günlükleri ya da "blog" oldu sonunda. "Bloglarla ilgili hukuki sorunlar" daha doğrusu. PDA'nın bir işlevi de üyelerini aynı zamanda bir "blog" sahibi kılmak değil mi? Şimdi teze Türk hukukundaki durumu da eklemeye çalışıyorum...

İşte durumlar böyle Tansuğ cephesinde... Bir fırsat yaratıp şu rehberlere yeni edinilen bilgi ve deneyimleri de eklemek lazım. Ayrıca sevgili Sevil Albayrak'ın taslak olarak hazırladığı PDA portalini de artık hayata geçirmek...

Bloglar dar geliyor artık, öyle değil mi?





Haziran 17, 2008

ŞU ANA KADAR HERŞEY İYİ GÖZÜKÜYOR...

Haziran ortalarına geldik... Geçen yılın Haziran arşivine baktım da geçen yıl bu sıralarda daha çok mekanik korumadan sözedilmiş. Bu yıl da şu ana kadar ortaya çıkan sorunların en başında yapraklara dadanan küçük böceklerle ilgili... O yüzden delikli koruma torbaları böcekler konusunda da bir dereceye kadar etkili olabilir... Bu yılın serüveninde göze çarpan en güzel olgulardan biri de böceklerle ilişkide ve onları uzakta tutma yolları konusunda önerilen yöntemlerin "doğal"lığında!
Bu da PDA Manifestosu'nun çok iyi algılandığının bir kanıtı...
"Çiçek açıp çiçek dökme" konusu, Temmuz 2007'de gündeme gelmiş. Bu yıl sıcak bölgelerde çiçeklenme daha erken olduğu için bu konuda da yakınmalar oldu. Ama üyemiz Sibel Karanfil buradaki "çiçek dökme ve gergin yetiştirici ilişkisi" konulu içeriği farkedip, PDA ile çoktan paylaştı ki bütün bunlar bizi çok sevindiriyor...
Emekler boşa gitmiyor kısacası... Yeter ki küresel ısınmanın etkileri pembelerden uzak olsun...
Ne diyelim...

Mayıs 17, 2008

FİDELERİ ŞAŞIRTIRKEN...

-Bu içerik, daha ziyade yeni PDA üyeleri için!-

Şu sıralar hemen herkesin tohumu çimlendi ve fide olma yolunda. Bu aşama, işin en zevkli ve görece olarak da "en kolay" faslı aslında. Yine de bu aşamada en çok dikkat edeceğimiz nokta, "gövde" olmalı. Çimlenen tohumları fide kaplarına alırken, gövdeyi çok fazla açıkta bırakmayın. "Yapraklar toprağa değmeyecek kadar" toprağın içinde kalsın. Sonradan çok uzamışsa da bir biçimde toprakla kapatın...

Tohumlar çimlendi, ilk 4-5 yaprak çıkana kadar bekledik, fide kaplarına aldık, "e şimdi ne zaman bahçeye ya da asıl saksılara ekeceğiz?" diye telaşlanmayın. Acele etmeyin. Asıl yerine gitmeleri için gövdenin bir kurşun kalem çapını almasını bekleyin. Bu arada sıkıştırılmış karton fide kapları ya da hiç tavsiye etmemekle beraber "plastik" kaplar dar gelecektir. Birincisinde kökler kaptan dışarı çıkıp büyümeye devam edecek, ikincisinde dışarı çıkamayacağı (ya da sadece kaptaki su deliklerinden dışarı çıkmaya çalışacağı) için bitki sıkıntıya girecektir. Yapraklarda kıvrılmalar, sararmalar da böyle bir durumda görülebiliyor.
Bu yüzden geçen yıl bir alternatif malzeme olarak "fide torbaları"nı denedik ve sonuç mükemmel oldu. Bu torbalardan edinip önce az miktar toprakla ve torbayı dışa kıvırıp ufaltarak, fideyi geçirin. Gövde uzadıkça toprak takviyesi yapar, kenarları biraz daha yukarı çekersiniz. Bitki iyice gelişip serpilinceye, gövde çapı en az 1 cm. oluncaya kadar...
Bunu anlatmanın en iyi yolu göstermek tabii. O da burada.!!!

PDA içinde bilgi paylaşımı konusunda mevcut kaynaklar ve buradaki "PDA özel arama motoru" (sağ panelde) ve "Arşiv"in hizmetinizde olduğunu hatırlatalım... 2006 ve 2007 Mayıs'ına tıklarsanız, o ay neler yapılmış, neler paylaşılmış,"domates olgunlaştıma torbası" dahil ne malzemeler kullanılmış görebilirsiniz. Siz de kendi web günlüklerinize kendi çözümlerinizi girdikçe gelecek yıl hep beraber bir çevrim içi PDA Ansiklopedisi oluşturabiliriz!

Mayıs 15, 2008

BİR DURUM SAPTAMA...

Bu yıl biraz gecikmeli olarak o da sadece Hafize Baliç pembelerinin bizim balkon versiyonundan olup, geçen yıl bizim balkonda meyva verebilen "tek pembe"nin tohumlarından 24 Nisan'da ekim yapmıştık... (Bir miktar da aynı balkonda bir mevsim ürün veren "organik cherry"lerin tohumundan...)

1 Mayıs'taki durum: "Cherry"lerin hemen hepsi filizlendi. "Pembe"ler de. Ama pembelerden sadece 3-5 adedi...

Google Gruplar'a erişimin engellenmiş olması yüzünden PDA içindeki iletişimin de kesintiye uğraması çok canımızı sıkıyor... Neyse farklı bağlantıları olan üyeler grup içi yazışmayı sürdürebiliyorlar. Bizim bağlantı sansürlü olanı! O yüzden örneğin, "fidelerimi kuşlar yedi, ne yapayım?" diyenlere, "şuraya bakın" diyemiyoruz... Ya da "erkenden dışarı çıkartmayın"!
(Bu konuda bu blog içeriğinden yararlanmak için sağdaki Rehber'ler ve PDA Arama Motoru hayli işlevsel aslında...)

Bu arada özel sektör de balkonda organik tarım eğilimlerini değerlendirmeye başladı!
Bunlardan bir tanesi "Pencere Önü Bostanları" markasıyla pazarlanmaya başlanan bir ürün...
Tohumların ne kadar "organik" ya da "doğal" olduğu ayrı bir konu ama yaklaşım sevimli...

Yakında birileri bizim pembeleri de ticarileştirmeye kalkışır mı acaba dersiniz?
Aman ha, "PDA 2007 Manifestosu" bunun için var!
Doğallığını korumaya kararlıyız bu tohumların, endüstriyelleşmesine asla izin yok!
PDA üyelerinin bu konuda çok dikkatli olmaları gerektiğini bir kere daha hatırlatalım...

Nisan 29, 2008

ARTIK FİDE PAYLAŞMA ZAMANI...

Özellikle Akdeniz ve Ege bölgesinde artık tohumdan çimlendirme için vakit geçti... Marmara Bölgesi için de yeni üyelere tohum yollamaya bugünlerde son veriyoruz...
Mayıs başından itibaren artık zaman, fide paylaşım zamanı...
Bundan sonra üye olacakların bu nedenle tohum isteğinde bulunmamalarını rica ediyoruz...

(Moderatörlerimizin ruh sağlıklarını da düşünmek zorundayız!)
:)

2008 PEMBE YAZINA İLK ADIM: 24 Nisan!

Bu yıl, çimlendirme işine biraz geç başladık!
Şimdi 2006'da bu işe ilk başladığımız günleri düşününce kendimizi sanki 30 yıllık çiftçi gibi hissediyoruz.
2006, 2007 ve 2008. Bu yıl evde pembe domates serüvenlerinin sadece üçüncüsü olacak oysa...
Böyle hissetmemizin nedeni açık, bu iş bütün Türkiye'yi kaplayan bir akıma dönüştü. 1000'e yakın PDA üyesi Türkiye'nin dört bir tarafında bizim yaşadığımız heyecanları yaşıyor...
Bizim bu web günlüğünden şimdi onlarcası var!
Bu günlüklerin (blog) birbirine bağlanmasıyla da PDA bir hiper-ağ'a dönüşüyor.
Son iki yıldır başta Nalan Cantav ve Emine Yalçın olmak üzere kıdemli PDA üyeleri, sağolsunlar, tohum paylaşımı, üye kaydı, mesaj trafiğinin yönetimi gibi işleri bizim üstümüzden aldılar... "Tohumdan çimlendirme" zamanının da artık iyice sonuna geldiğimizden, bir de baktık şimdi, kendiliğinden bir fide paylaşımı işi başlamış... Ankara PDA'da olduğu gibi. PDA'nın kendi içindeki örgütlenmesini kendisi sürdüren, akılcı ve işlevsel bir yapıya kavuşması, insanların gerek pembe domatesleri gerek deneyim ve bilgilerini "karşılıksız paylaşma"nın tadını alması... bütün bunlar bizi çok mutlu ediyor...

Şimdi bütün sorun 2008 yazının geçen yıl gibi aşırı kurak geçmemesinde...
Rastgele!

Yeni üyelere not: Rehber-I'e bir göz atmanızda fayda var!

Nisan 10, 2008

"GOOGLE GRUPLAR"A ERİŞİM YASAKLANMIŞ...

Google Gruplar ana sayfasına gidildiğinde bu akşam itibarıyla görünen manzara aynen şöyle:

Bu siteye erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir.
T.C. Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 14.03.2008 tarih ve 2008/15 Nolu Kararı gereği bu siteye erişim engellenmiştir.
Access to this site has been suspended in accordance with decision no: 2008/15

PDA üyeleri de Türkiye'den Internet'e bağlanan milyonlarca diğer kullanıcı gibi, neden böyle olduğunu henüz kamuoyunun bilmediği bu yasaklama yüzünden Google Gruplar'daki iletişim listesini bir süre kullanamayacak...
(Ola ki gelip buraya bakan olur diye!)

Şurada da Turk.Internet.Com'un kapatma kararı ile ilgili haberi var!
Bu da Milliyet'teki son haber!

Sadece ttnet abonelerinin giremediği Google Gruplar'a diğer Internet servislerini kullanan aboneler erişebiliyor. Hiç giremiyenler "free anonymizer" kullanarak grupta son günlerde alınıp verilen mesajlara erişebilir. Örneğin şu yolu deneyebilirsiniz: http://anonymouse.org
yazın açılan sayfanın ortasındaki pencereye bizim grubun ana sayfa adresini yazın: http://groups.google.com/group/pembedomates/ .
Ya da ttnet'ten başka Internet erişiminiz varsa Internet'e o yoldan bağlanın.


Nisan 02, 2008

BU YIL FARKLI HEYECANLAR DA VAR...

2008 pembe sezonuna doğru kimi yeni üyeler (bu arada 600'ü aştık!) ilk kez tohumdan bir canlı yetiştirmenin heyecanlarını çekerken, biz de farklı heyecanlar yaşıyoruz. Onların başında da ülkemizin ve de ağımızın içinde bilgi okur-yazarı sayısının artması yolundaki olumlu gelişmeler... Türkçesi şu: "PDA üye web-günlüklerinin sayısı hızla artıyor!"
2006'da kendi konumuzda bir tek bu bizimki var iken, şimdi PDA içindeki blog sayısı -bugün itibarıyla- 18'e yükseldi! Onları "PDA Ortak Web Günlüğü"nün sağ paneline teker teker listelemek
büyük keyif oluyor...

Teşekkürler herkese!

Mart 29, 2008

PDA ÜYELİK FORMU

PDA'na üye olmak için gereken 3 koşulu yeni üye olmak isteyen herkese teker teker anlatıp açıklamak yerine artık aşağıdaki formun doldurulmasını istiyoruz:
http://pembedomates.com/uyelik_istek/
Bu formdaki koşullar yerine getirildikten sonra Google Gruplar'daki PDA listesine "üye
olmak istiyorum" diye başvuruda bulunanların üyeliği hemen kesinleştirilecektir...

Mart 19, 2008

İZMİR'DEN HARİKA BİR PDA WEB-GÜNLÜĞÜ DAHA!

Bu yıl bu web günlüğüne 2008 serüvenlerimizle ilgili olarak bizim evde neler olduğunu yazamıyoruz bir türlü. Her yeni bir PDA günlüğünün daha yayına geçtiği haberi geldikçe, kendimizi "torun sahibi" olmuş gibi hissetmekten alamıyoruz. İşte İzmir'den Sevgili Sevil Özcan ve Nail Sarı'nın "PDA İZMİR- İzmir ve Çevresi Pembeleri" den sonra yeni bir günlük daha yayına geçti:
"Pembe Domatesler: Evde Domates"
Üyemiz Çağan Karabıyık, harika görsellerle desteklediği kişisel günlüğünde, İzmir, Karşıyaka'daki evinde giriştiği pembe serüvenini anlatıyor...

NUH'UN LEZZET GEMİSİ!

Norveç'teki tohum deposu, olası felaketlere karşı tohumları depolaya dursun, "Slow Food" hareketi de "lezzetleri" depoluyor. Slow Food ağının biyolojik çeşitliliği koruma amaçlı kurduğu Vakıf, "Ark of Taste" projesi ile kaybolmaması istenen lezzetleri saptıyor... Türkiye'den de "Havyar" var listede şimdilik!

Onların da bir "Manifesto"su var!

Mart 17, 2008

PDA'NIN BÜYÜKANNESİ HAFİZE BALİÇ, BU YIL PEMBE EKMEYECEK...


Öbür yıl da. Daha sonraki yıllarda da...

Esasen 90+ yaşına rağmen, bu yıl da ekecekti geçen yıl sakladığı tohumları. Ama zamana daha fazla direnememiş.
O'nu bugün öğleyin, Çerkesköy'de İstasyon Camii üzerinden uğurluyoruz...

Baliç Ailesi'ne başsağlığı diliyoruz.

Ama onun Çerkesköy'de yıllar önce başlattığı doğal pembe domatesler, yüzlerce PDA üyesi eliyle Türkiye'ye yayılıyor...
Titizlikle korunarak, en az onun kadar özen gösterilerek, yaşamaya devam ediyorlar, edecekler...
"PDA 2007 Manifestosu"na uygun davranacaklarına söz veren PDA üyelerinin çoğu, aslında "onun pembe domateslerini emanet ettiği torunları" olarak Hafize Nine'ye de söz veriyorlar...
*******************
Nitekim, bugün PDA İletişim ağında onu tanıyan tanımayan pek çok üyemizden son derece sıcak, son derece insani mesajlar yağdı... Hepsinin de ortak noktası hiç karşılaşmadıkları halde çok sevdikleri Hafize Nine'nin çok sevdiği pembe domatesleri titizlikle yaşatmaya kararlı olduklarıydı. Hele bir tanesi var ki onu burada herkesle paylaşmalıyız:

"PEMBE ANA

Sevgili Baliç ailesinin ve tüm PDA'nın başı sağolsun. İnsanlar adları anılmadığı zaman gerçekten ölürlermiş. Hafize Anamız,her pembe tohumu meyveye dönüştüğünde Pembe Anamız olarak sonsuza dek sevgiyle var olacak...
Saygılarımla, Yeşim Güriş
- PDA"

Mart 02, 2008

PDA WEB-GÜNLÜKLERİ ARTIYOR!

İzmir'deki çalışmaları koordine eden Sevgili Sevil Özcan ve Nail Sarı, gelişmeleri bu web-günlüğünde belgelemeye ve görüntülemeye karar vermişler:
"PDA-İZMİR": " http://pembedomatesizmir.blogspot.com/
Ayrıca kendi tekniklerini de paylaşıyorlar...

İstanbul buluşmasında ise iki üyemiz daha -hatta toplantı sırasında- birer web-günlüğü açtı kendilerine. İlk içeriklerini gisinler, adreslerini "PDA Ortak Web Günlüğü"ndeki bağlantılara ekleyerek onları da duyuracağız...

Şubat 29, 2008

II. BULUŞMANIN ARDINDAN...

24 Şubat 2008, İstanbul buluşmamızda Sunum'dan sonra hem teorik hem pratik tartışmalar yapıldı.
"Pratik" malumdu: Bu tuhaf iklim koşulları içinde evladiyelik pembeleri nasıl daha sağlıklı yetiştirebiliriz? Zararlılarla nasıl mücadele edebiliriz?
Bunlar hakkında Sevgili Emine Yalçın'ın tuttuğu notlar ayrıntılı bilgi içeriyor...

"Teorik"e gelince, -"stratejik"desek belki daha doğru olacak-, o da Sunum'un üçüncü sorusu olan "PDA Nereye Gitmeli?" çerçevesinde yapılan tartışmalardı. Bir toplumsal ağ olarak böyle kalıp, doğal gelişimimizi mi yaşayalım? Yoksa daha klasik organizasyon modellerine mi yönelelim?

Bu konuda bu uğraşı disiplinle sürdürme fakat doğal gelişimden yana olan ilk görüşün sahipleri çoğunluktaydı. Yine de işbölümü ve paylaşımcılık konusunda daha sistematik çözümlere ulaşılması, tohumların nerede nasıl sonuç verdiğinin dikkatle izlenerek Türkiye Doğal Pembe Domates Envanteri'nin geliştirilmesi için başlatılmış bulunan çalışmaya üyelerin titizlikle katkıda bulunması gibi konuların altı kalın kalın çizildi...

24 Şubat toplantısı katılımcılarına bir de Norveç'teki şu meşhur tohum deposunun 26'sında açılışının yapılacağını duyurup, bizim tohumlardan oraya yollayıp yollanmaması konusunda düşüncelerini sorduk. Orada da çoğunluk yollanmaması yönünde görüş belirtti... Biz de zaten öyle düşünüyorduk...

Toplantıya gelenlere verilmek üzere (Istanbul'da yetiştirecekleri için yine İstanbul koşullarına alışmış) Konyar /Şile tohumlarından verdik. Zaten bazıları o gün paylaşmak amacıyla tohumlarıyla gelmişti, Sayın Gençtürk, Sayın Yaşmut, -önceden yollayan- Sayın Eminoğlu gibi...
Gelemeyenlere posta ile yola çıkarıldı bugün tohumları.

Türkiye'nin diğer bölgelerindeki PDA üyelerinden tohum istediklerini belirtenlere de yine bulundukları bölgelere uygun olarak grupladığımız tohumlar postaya verilmek üzere...
Bu konuda Google Gruplardaki iletişim ağından haberleşmeyi sürdüreceğiz.

Emeği geçen herkese, hepinize tekrar içten teşekkür ediyoruz...
Avniye - Mehmet Tansuğ

Şubat 27, 2008

II-PDA BULUŞMASI - AYŞE SAZAK'IN İZLENİMLERİ

Değerli PDA üyeleri,

Pazar günü Armada otelde gerçekleşen toplantı benim için 'harika' ydı doğrusu... Çok masum ve naif pembe domates sevgisinden yola çıkarak hem alaylı 'üretici' olacaksın, hem doğayı korumak için, sade yaşamı kendine ilke edineceksin, hem de sevgini paylaşan bir sürü dostla tanışacaksın deseler önce 'düş'te olduğumu sanır, bunların ne anlama geldiğini yorumlayamazdım... Ama tıpkı böyle oldu ve çok değerli Avniye ve Mehmet Tansuğ'ların sıcacık buluşturmasıyla mutlandım, döndüm. Doğru hedefler ve doğru kararlarla 'bir'den 'çok' yaratılacağını bir kez daha bu toplantıda anladım ve hayran kaldım...

Henüz kirlenmemiş toprakları ve haşin üretim tekniklerinin alıp başını gitmediği bir ülkenin bireyi olarak, tamamen doğal yöntemlerle eşsiz bir lezzetin yokolmasına direnmek ve dahası yayılmasını sağlamak gönüllü işbirliği için biraraya gelişimiz gerçekten kutlanmalı diye düşünüyorum. Çok değişik çevre ve uğraşları olan kişilerin biraraya geldiği İstanbul toplantısında, pembe domates tutkusu ortak paydaydı ama farklı deneyim ve yöntem ustaları yetiştiricilik konusunda en büyük kazanımdı. Domates gibi, hele hele Pembe Domates gibi, tarımın en nazlı ürününü balkon- camiçi gibi kısıtlı ortamlarda, 2007 gibi son derece acımasız hava koşullarında yetiştirebilen bizler, katiyen aç kalmayız !...

Değerli katılmcı Ahmet Doğan bey'in sarı domateslerini de yetiştiririz, Değerli Özden hanım gibi, 'bahçe koşulları'nda 30 kilo gürbüz (!) ürün alabiliriz. Tüm bu süreçte de kısacık zaman aralığında öğrendiğimiz Isırgan otlu, arap sabunlu, küllü, at tersili 'zararlı' mücadelesini de başarabiliriz. Üzüm çekirdeğinden, mutfak artıklarından meyve kabuklarına türlü çeşitli gübrelerle sevgili Özden hanıma 'rakip' bile oluruz. Ondan sonra da topladığımız tohumlarla yeni üretici ağını yayar gideriz.
...

Havanız, suyunuz, toprağınız pembe domatesleriniz için çok uygun olsun. / Ayşe Sazak

II. PDA BULUŞMASI - EMİNE YALÇIN'IN TOPLANTI İZLENİMLERİ

PDA II. İstanbul Buluşması, 24 Şubat 2008, Pazar günü, İstanbul’da, Armada Otel’de yapıldı. PDA kurucularından Mehmet Tansuğ’un açılış konuşmasıyla başlayan toplantımız, Avniye Tansuğ’un “Dünden Bugüne PDA” başlıklı sunumuyla devam etti. Tansuğ’un; “Neredeydik?- Nereye geldik?- Nereye gidiyoruz?” alt başlıkları altında hazırladığı sunumu, aynı amaç doğrultusunda birlikte olmanın hissettirdiği güzel duygularla paylaştık.

Bu toplantıya katılan değerli PDA üyeleri, hem tanıştılar, hem de görüş ve önerilerini açıkladılar.

Gönüllü olarak PDA ağına katılan ve PDA 2007 Manifestosu’nu kabul eden üyelerimiz, pembe domatesten yola çıkarak, ülkemizin doğal kaynaklarının, endemik bitkilerinin korunarak kullanılması, doğal yöntemlerle üretilmesi ve genetiğiyle oynanmamış tohumların gelecek nesillere aktarılması için bilgi, deneyim ve önerilerini toplantıya katılan üyelerimizle paylaştı.
Sunumdan sonra, katılımcıların sorularına geçildi. Haşarat ve bahçe zararlılarıyla mücadelede doğal yöntemler konusunda sohbet yapıldı. Evde bulunan saksı bitkileri ve elbette pembe domatesleri sinek ve bitten korumak için birkaç formül dile getirildi. Bu konuda aldığımız notları kısaca özetlersek:

*Tırtıl, bit ve sinek gibi haşaratlardan bitkileri korumak için; yarım kilo arap sabunu, bir litre üzüm sirkesiyle, uygun bir kabın içinde iyice karıştırılacak. Bu karışımın içine 1/10 oranında su ilave edilecek. Elde edilen eriyik bitkilere püskürtülecek.
*Bahçe, tarla veya saksı bitkilerini haşarattan korumak için, ısırgan otunun da faydalı olduğu anlatıldı. Isırgan otu toplanıp, ağzı geniş bir bidona konulacak. Toplanan ısırgan otunun 1/5’i oranında suyla karıştırılacak ve bu bidon, ağzı açık olarak güneşte bekletilecek. Bu karışım sulanıp, çürüyene kadar beklenecek ve daha sonra süzülecek. Elde edilen eriyik, püskürtmeye uygun kıvama gelecek kadar su ilave edildikten sonra bitkilere püskürtülecek.
*Saksı bitkilerini bit ve sinekten korumak için toprağına “kahve telvesi” dökmemiz tavsiye edildi.
* Başta pembe domates olmak üzere, evde yetiştirilen diğer bitkileri sinekten korumak için “sinek kapan” adıyla anılan bitkiden yetiştirmek, sineklerle mücadelede mükemmel sonuç veriyor.
*Bahçelere zarar veren “dana burnu” zararlısına karşı alınması gereken önlemler anlatıldı. Bu yöntemi uygulamak için, yapılması gereken hazırlığı sırasıyla yazacak olursak: Kasım ayında bahçede uygun gördüğümüz bir yere 30cm derinliğinde bir çukur açılacak. Bu çukura yanmamış at gübresi yerleştirilip, üstü toprakla güzelce kapatılacak. Çukurun yerini belirlemek ve unutmamak için üstüne sağlam bir çubuk dikilecek. Mart ayında çubukla işaretlediğimiz bu çukur açılacak. Çukurun içindekiler kürekle poşete alınıp, imha edilecek. Dana burnu ile mücadele için, bu işlem özellikle tavsiye edildi.
*Evde yetiştirdiğimiz pembe domates ve diğer bitkiler için “evde doğal gübre yapımı” hakkında verilen tarife göre eylül ayında şöyle bri karışım hazırlanıyor: Bir avuç kuş gübresi veya bir avuçtan fazla keçi gübresi, üzüm çekirdeği, sebze artıkları, meyve kabukları uygun gördüğünüz bir kabın içinde karıştırılacak. İçine yumurta kabukları, demlenmiş çaydan kalan çay çöpleri, kahve telvesi, kül ilave edilecek ve ağzı kapanıp bekleyecek. Mart ayında ekim yaparken, evde hazırladığımız gübre toprağa karıştırılacak.
*Saksı topağının su tutmasını sağlamak için, toprağa “ponza taşı” yerleştirmek iyi olur.
*Kabuklu sebze ve meyveleri dinlendirilmiş suyla sulamak gerekir.
*Sönmemiş kireç toprağa verilirse, toprağım kalsiyum oranı artar.
*Demir eksikliğine karşı, saksının içine paslanmış çivi bırakılır. Tenekede bitki yetiştirmek, toprağın demir açısından iyi olmasını sağlar.
*Satılan bazı tohum paketlerini üstünde “YILLIK” yazıyor ise, bu tohumlar hibridtir. Hibrid tohumdan yetişen bitkiden bir daha tohum alınamaz.
*“Kilitlenmiş tohum”: toprağa bir kere bu tohumdan ekilirse, bundan sonra hep aynı yerden aynı tohumu almak ve o toprağa başka tohum ekememek anlamına gelir.
*Pembe domatesin üretilip, tüketiciye ulaşması ve tüketilmesi için görüntüsünün, lezzetinin ve kokusunun tanıtılması gerekmektedir.
PDA’nın geniş katılımlı gelecek toplantılarında birlikte olmak ve 2008 yılının bereketli olması dileklerimizle II. Toplantımızı tamamladık. - Emine YALÇIN

TANSUG Notu: Yukarıdaki "doğal mücadele reçeteleri" (kahve telvesi, sirke v.d.) toplantıdaki tartışmalar sırasında ileri sürülmüş olup, PDA tarafından denenmiş ve önerilmiş değildir. PDA önerileri  REHBER_I, II ve III 'lerde yer almaktadır. 

Şubat 23, 2008

PDA ISTANBUL BULUŞMASI -I- (SUNUM)

(Bu gönderi, 24 Şubat 2008, Pazar günü İstanbul'da, yine Armada Otel'de yapacağımız II. Buluşma çalışmaları kapsamındaki "SUNUM"u, "PowerPoint" formatından kurtarmak ve içeriğe her zaman kolayca erişebilmesini sağlamak amacıyla buraya konuluyor!)


SUNUM

KONU: "DÜNDEN BUGÜNE PDA"

İÇERİK:

1) Neredeydik?

2) Nereye Geldik?

3) Nereye Gidiyoruz?


1) Neredeydik?

Bu sorunun yanıtını işin başından beri bir arada olduklarımız zaten biliyor. Sonradan bir araya geldiklerimiz ya da bu siteyi şu anda ziyaret edip de "neymiş bu işin aslı faslı?" diye merak edenler için bağlantılar burada:

PDA 2006 Arşivi

PDA 2007 Arşivi


2) Nereye Geldik?


Bugün itibarıyla 2006'dan bugüne kadar nereye geldiğimizi nitelik ve nicelik açısından ikiye bölmekte sanki yarar var.

Nicelik açısından:

  • Üye sayısı: 15'den 580'e çıktı (ve eldeki tohumların yetmeceği düşünülerek üyelik geçici bir süre için durduruldu) Bu noktada Nalan Cantav'ın özverili çalışmasının altı çizilir...
  • Tohum paylaşımı: Tohum sağlayanların sayısı (Baliç Ailesi) "1" iken çokça arttı: Münevver Eminoğlu, Ömercan Organik, Metin Varol, Selim Güleç (eliyle Sıdıka Kurt, Yüksel Atar, Ali Kayhan) Rasim - Hümeyra Konyar, Sedat Tavşanoğlu, Ayşe Sazak, Osman Nuri Nişancı, Gonca Ceylan Dikici, Ceylin Belli, Hanife Karagöz, Halil Torunoğlu, Ahmet Ergün, Şefika Erdinç, İbrahim Ethem Saklakoğlu eliyle Gürsel Tonbul, Betül Sözen (eliyle ÇEKÜL Birgi Temsilciliği), Ayşe Şensılay, Trabzon'dan "Batum pembeleri"nden gönderen Benol Hazaroğlu ve (Selim Güleç'in gönderdiği Mersin Kazanlı ilçesi Ali Kayhan tohumlarından ikinci turu alan) Vildan Özfenerci...
  • Koordinasyon: İlk yıl bir taraftan Tansuğ'lar fidelerini evlat edinecek dostlar arar, bir taraftan da sevgili yeğenleri Zeynep Uygun, balkonda yetiştirme konusunda çözümler geliştirirken, 2007'de adeta "patlayan" PDA tohumlarının Türkiye'nin dört bir yanına iletiminde "gönüllü" koordinatörler devreye girdi: Ankara'dan Cemal Ören ve Murat Etöz, İzmir'den Sevil Özcan ve Nail Sarı, Adana'dan Mehmet Saygın, Gölcük'ten Halis Esen, Trabzon'dan Erkut Ailesi, Bodrum'dan Semra Demokan ve Leyla Candan gibi...
  • 2008 için paylaşılacak tohum ve gönderi sayısı: Burada söz, "Tohum Gönderme üstadı" Emine Yalçın'a düşer! Keza 2007'de İstanbul içindeki PDA üyelerine hem tatmak hem tohum almak için kendi yetiştirdiği pembelerden üçerlik paketler halinde dağıtım yapan Metin Varol'a ne kadar teşekkür etsek azdır.
  • 2007'de paylaşılan fide sayısı: 300 (Konyar'lar)-
  • Pembe domates yetiştirilen il sayısı: 29 oldu
  • Yetiştirilen pembe türlerinin sayısı: 7'ye çıktı (Bkz. PDA Google Gruplar- İletişim Ağı Veritabanı: "Türkiye'de Pembe Domates Envanteri")
  • Ürün almayı başaranların yüzdesi: Hissedilen küresel iklim değişikliği nedeniyle 2006 sezonunda %95 başarı oranı, 2007'de tersine döndü!
  • Pembe domatese has olarak açılan web günlüklerinin sayısı: 1'den 14'e çıktı...
  • Alınıp verilen elektronik ileti sayısı:
    2006 - 139 mesaj- 2007'de Yahoo'dan Google Gruplar'a taşındık - 970 mesaj - 2008 - 24 mesaj. Keza Şefika Kamçez, Nilgün Şener, Nalan Cantav, Emine Yalçın bu konuda "Moderatör" olarak anlamlı roller üstlendiler.
  • Kitle iletişim araçlarında konu edilme:
    2006'da "Milliyet": "Pembe Domates Şehre Yayılıyor", Sabah: Pembe Candaner
    2007'de:
    CNN Turk 5N1K: Balkonlarda Organik Tarım
    Buğday- "Apartman Tarımı"
    Hürriyet: "Bu da 'Pembe Domates Örgütü"
    Türkiye'de "Slow Food" akımı öncülerinden Defne Koryürek'in "Fikir Sahibi Damaklar"- Dergisi , Sayı 1 "PDA"
    TÜRSAB Dergisi- Mayıs 2007: "Türkiye'de Yeni bir hareket var: Pembe Domates Ağı" (sayfa:26)
    Buğday- "Pembe Domates Ağı"
    Açık Radyo- Röportajlar (Oya Ayman ile "Tohumdan Hasada Ekolojik Yaşam" programı)
  • Ve vatandaş odaklı "medya"; ("blog") yüzlerce Web günlüğünden PDA'na bağlantı ve alıntı, haber, yorum...
  • Bilgi paylaşımı açısından: PDA üyelerinin katkılarıyla 2 Rehber, 3 fotoğraf albümü yayınladı, 2007 içinde pembe domatesin bakımı konusunda sulama, tohum alma ve iklim değişiklikleri ile başetmede işe yarayabilecek çözüm önerileri sunuldu. PDA üyeleri bir önceki yıla oranla daha fazla kere birbirlerine destek verdi...
  • "Hafiften kurumsallaşma": Bu sivil ve kendiliğinden örgütlenme ya da daha genel tanımıyla "toplumsal ağ oluşturma" ("Social Networking") olgusu küçük ya da büyük çıkar grupları tarafından istismar edilmesin diye alınacak önlemlerden biri olarak "PDA- Pembe Domates Ağı" deyimi ve logosu (Emine Yalçın öncülüğünde) tescil ettirildi.

Nitelik açısıdan:
Yukarıdaki sayısal veriler PDA'nın giderek yaygınlaştığı ve amaçlarına ulaşmada hayli yol aldığının bir göstergesi sayılabilirse, bu sayılar şöyle de yorumlanabilir:

  • Türkiye'de "evladiyelik doğal pembe domates" diye bir güzel domatesin yaşadığının farkında olmak,
  • Bu domatesi tatmak için arayışa girmek,
  • Bu domatesi aramak ve talep etmek,
  • Bu domatesin sürdürülebilmesi için birşeyler yapma gereği duymak,
  • PDA'na katılmanın bu bağlamda işe yarayabileceğini düşünmek,
  • Tohum edinmek ve evde/bahçede/tarlada bu domatesten yetiştirmek için bilgi edinmek ve harekete geçmek,
  • PDA üyeliğinin ön koşulu olan "PDA 2007 Manifestosu"na uygun davranılacağına söz verirken, kişisel bir lezzet arayışının ötesinde; doğal tarım, küresel ısınma, organik tarım, doğal gıda, genetiği değiştirilmiş organizmalar, terminatör tarım teknolojileri, kent tarımı, toplu davranma, bilgi üretme ve paylaşma, tekno-fobilerden arınma, balkon bahçıvanlığı, doğal döngünün bozulmadan sürdürülmesi, çıkar gütmeyen dostluklar, paylaşımcılık, sade yaşam ve ... ve daha bir dolu "acil dünya gündemi maddesi" ile yüzleşme...

3) Nereye Gidiyoruz?

Bunu bugün hep birlikte tartışmamız gerekiyor... Yerküremiz, evrende kendine biçilen rolü sadıkane oynamayı sürdürürken, üzerinde yaşayan bizlerden çekmediği kalmamışken, biz "insanlar" hala akılalmaz, bu çağın gündeminde yeralması inanılmaz maddelerle "meşgul" ediliyoruz. Gerçekten nereye gidiyoruz? Bu gidişat içinde "PDA" ne yapmalı, nereye gitmeli? Kişisel küçük sevinçlerimiz, lezzet ve mutluluk arayışlarımızı acaba yerkürenin geleceği açısından daha akılcı bir düzleme nasıl taşırız? Bunları hep birlikte tartışalım şimdi...

Not: Burada adını anmayı şu dar zamanda beceremediğimiz pek çok sevgili PDA üyesine, ve bu toplantıya ev sahipliği yapan Armada'ya içten teşekkürler...

SAKLATSAK DA MI SAKLASAK, YOKSA KENDİMİZ Mİ SAKLASAK?

"Tohum çeşitliliği dünyanın en iyi koruma sistemini hakediyor" diyerek kurulan, Norveç'teki şu devasa; "SVALBARD KÜRESEL TOHUM MAHZENİ" ile ilgili gelişmeleri oldukça yakından izleyip burada da yayınlıyoruz. Hatta onların web sitesine de abone olduk, gelişmelerden hemen haberdar oluyoruz böylece... Kuzey Kutbu'ndan 500 mil uzaklıkta Antarktika'da bir adada kurulan bu tohum deposu; "Kıyamet Günü Mahzeni" ("Doomsday Vault") diye de adlandırılıyor.

Bundan 13.000 yıl önceki atalarımız, o dönemde hemen hemen aynı anda ve yerkürenin heryerinde, avcılıktan tarıma yavaşça bir geçiş yapmışlar. Bu olgunun nedenleri üzerinde çok tartışılmış. Bilim insanları sonunda şu ikisini benimsemişler:

a) yerkürenin hızlı soğuması sonucunda, insan topluluklarının
"avcılık / toplayıcılık"tan eski verimi alamaması, böylece bitkilerini kendi kendilerine yetiştirmeye odaklanma,
b) insanların ve bitkilerin hareket halinde olması!

Şu harita ilk olarak Amazon'da görülen "Cassava" ("Manyok" ya da "tapyoka" denen ve kökünden doğal nişasta elde edilen tropikal bitki ki onu çocukluğumuzun ya Robenson Crusoe okumalarından anımsarız!) bitkisinin bugün dünya üzerindeki üretimini gösteriyor:

"Domates"e de getirelim sözü elbette!
Domates, (mısır, fasulye ve kabak ile birlikte) yerküre üzerinde ilk kez Yeni, Dünya'da görülmüş. Ama Kristof Kolomb'dan sonra, 1492 sonrası, Atlantik'i geçip "bizim taraflara" doğru gelmiş! Aynı anda Akdeniz- Yakın Doğu'dan kaynaklanan arpa, buğday, mercimek, keten, üzüm gibi başka tohumlar Yeni Dünya'ya doğru yolculuk ederken...
Şimdi bu SVALBALD'çılar yerkürenin, günümüzde maruz kaldığı iklim değişiklikleri sonucu, varolan tohum çeşitlerinin çok önemli bir bölümünün yokolduğundan hareketle; "bari olanları iyi saklayalım" diyerek sürekli depolama halindeler. Yine bizim "domates"e dönersek, bugün dünya üzerindeki 400 domates çeşidinden % 81'inin yokolduğunun da altını çiziyorlar. Örneğin yalnızca "pirinç"in dünya üzerinde 120.000 çeşidi varken, "bunların yokolmasına karşı seyirci kalamayız, olanları iyi saklamalıyız" diyorlar. Bütün dünyadan topladıkları tohumları önce dondurup sonra canlılıklarını koruyup korumadıklarını test eden bu Norveçliler, "durum gayet iyi" diyorlar. Bu kurumun yöneticilerinden Dr. Cary Fowler, Dünya Gıda Örgütü FAO ve benzeri kuruluşların oluşturdukları tohum bankalarındaki tohumların sağlıklı saklanamadığından bahisle; "mekanik bir dondurma sistemi kullansaydık, canlılık kayboluyordu, oysa zaten şu anda yerkürenin doğal olarak en soğuk bu noktasında ve doğal dondurma yöntemiyle, biz bu tohumları küresel ısınmaya, meteor çarpmalarına, nükleer savaşlara karşı en az 100, ortalama 100o yıl koruyabileceğiz" diyor.

22 Şubat 2008'den beri, BBC "Dünya Raporu" ("Earth Report")web sitesinden şu anda kapılarını açmak üzere olan SVALBALD'ın çalışmalarını belgesellerle tüm dünyaya duyuruyor. Son gelen bültene göre, 26 Şubat 2008, Salı günü "Kıyamet Mahzeni" bütün dünyadan gelen tohumlara kapılarını açıyor:

"Dear Friend

High in the Arctic, the Svalbard Global Seed Vault will open its doors to millions of seeds from around the world on 26th February. This incredible building, and this extraordinary event, will change forever the security we can provide for one of our most valuable natural resources.

The world's media will be in attendance - TV crews from all over the world are travelling to Svalbard as I write - and we hope that you will be able to follow this historic occasion on TV and in the newspapers next week. As the coverage becomes clearer, I hope you will not mind that we will write to provide more information.

Starting today, BBC World's Earth Report will show a documentary about the vault during the week beginning February 22nd. For timings please see our homepage http://www.croptrust.org/ .

We at the Global Crop Diversity Trust are very pleased to have been involved in the Vault from its birth as an idea to the exciting opening next week and beyond. We have committed to fund the Vault's operations, and we are also funding the world's developing countries to send their seeds to Svalbard for safekeeping.

The Trust has a vision of a world in which the diversity of all our crops is secure, forever. Although the Seed Vault is just one component of fulfilling that vision, there is no more eloquent demonstration of the importance of this whole issue than the Seed Vault - built by Norway and a major achievement of international cooperation. But as you will see next week, it is also a wonderful tribute to human ingenuity and imagination.

Cary Fowler"


Dünyanın önde gelen bütün önemli kitle iletişim araçları (nam-ı diğer "medya"!) Svalbald'a ekiplerini yolluyormuş şu anda...
"Biyoteknoloji ve hukuk", "Biyoteknoloji ve etik" gen bankaları olgusunu hanidir sorgulamakta. Bu bağlamda bu projeye de kuşku ile yaklaşanlar var.

Ama insan hani sormadan da edemiyor, biz ki (yani PDA) İmece Evi'inin KazDağlarındaki ev buzdolabıyla saklanan tohum deposuna bu tohumlardan yolladık, acaba bizim doğal pembe domateslerden -18 derecede ve doğal ortamda saklanan tohumlarla birlikte, burada da saklatsak mı?

Ne dersiniz sevgili PDA?

Şubat 21, 2008

II. PDA ISTANBUL BULUŞMASI BU PAZARA!

İlkini geçen yıl 12 Şubat'ta düzenlemiştik... İkincisi de bu yıl aynı tarihte olacaktı ama o gün İstanbul'un karlar altında kalacağı tuttuğundan bu Pazar (24 Şubat 2008) yine Armada'da olacak toplantı!
İstanbullu PDA'cıları bekliyoruz!

Şubat 08, 2008

BİR "KENTTE KENDİ KENDİNE YETMECİLİK" ÖRNEĞİ: "SelfSufficientish"

Dostumuz, PDA üyesi, Emre ÜLKER bu siteye dikkatimizi çekmiş:
http://www.selfsufficientish.com/
"Self sufficient"; "kendi kendine yeten", "Self sufficiency"; "kendi kendine yeterli olma hali" anlamına geliyor. Bristol'de yaşayan ve bu siteyi (2004'de) kuran Dave ve Andy Hamilton (ikiz) kardeşler, tıpkı bizim gibi bir gerekçeyle yola çıkmışlar. Kendi çıkışlarını bir akıma dönüştürme amacıyla olsa gerek; amaçlarını özetlemek için seçtikleri sözcük "Self sufficient" ("Kendi kendine yeten")in sonuna bir "ish" ekleyerek, "kendi kentine yetmecilik"e dönüştürmüşler. Felsefelerini de zaten şurada açıklıyorlar... Özellikle "kent" yaşamında sınırlı mekan ve zaman içinde doğru ürünlere ulaşma konusunda herkesi kendi olanaklarını olabildiğince yaratıcı ve "doğal" biçimde kullanmaya ve kent içinde yetiştirebilecekleri ne varsa yetiştirmeye davet ediyorlar. Kurdukları site de bu anlamda bir bilgi bankasına dönüşmüş. Tabii ki domates de yerini almış orada!
Benzer kelime oyunlarıyla bir de "Trish" diye bir kahraman yaratmışlar, böylece bu hareketi çizgilerle daha sempatik biçimde anlatıyorlar. Dave ve Andy Hamilton, bir kitap da yayınlamış...

Çok hoşumuza gitti bu site.
Emre Ülker'e teşekkürler...

Ocak 13, 2008

DOMATES'Lİ KÖŞE YAZILARI!

Domatesli köşe yazıları başgösteriyor bugünlerde...

"PENCERE" - İLHAN SELÇUK (1 Ocak 2008, Cumhuriyet)
Domates Salatası...
Kaç zamandır domatesle başım belada...
Ne kokusu var..
Ne doğru dürüst çekirdeği..
Kesiyorsun, göbeğinde taş gibi bir beyaz doku..
Yapay mı yapay..
Tadı?..
Evlere şenlik...
Yılın son günü, dün sabah Mustafa Balbay telefon etti...
Dünya ve Türkiye olaylarını mı konuşacağız, yeni sene üzerine ahkâm mı keseceğiz?..
Domatesten söz açtım...
- Abi, dedi, bu işi bilenler, çekirdeksiz domatese domates demiyorlar...
Balbay'la domates ve cümle sebzeler üzerine ahkâm kestik...
Arkadan Genel Yayın Müdürümüz İbrahim Yıldız telefon etti...
- Domates, dedim...
- Biliyorum abi, diye yanıtladı, Balbay'la biraz önce konuştuk...
Lafı ağzından aldım:
- Eskiden evde domates salçası yaparlardı, mis gibi kokardı...
Genel Yayın Müdürümüz çok genç sayılır, ama, ne dese beğenirsiniz:
- Nerde o eski domatesler...
**
Eski kuşaklar demişler ki:
- Eskiye rağbet olsa, bit pazarına nur yağardı...
Oysa sebzede meyvede eskiye rağbet var; zenginler hormonsuzunu yeğliyorlarmış; bu yolda satış yerleri oluşmuş...
- Fiyatlar?
- Sorma!..
Dünyamız bir ömür boyunda değişip dönüştü; sebze-meyve yapaylaştı, su-hava kirlendi, iklim sanallaştı; her yılbaşı bir öncekinden daha pis yaşanıyor...
Sonuç?..
Yalnız domatese mi olan oldu?..
İnsan ne durumda?..
**
Bugün 2008'in ilk günü...
Evrenin durumunu tek tümcede vurgulayabiliriz:
- Domatesler bile bozuldu...
Ya insanlar?..
İnsan da hem bozuldu..
Hem bozuk çalıyor..
En başta Amerikalı hem dünya zengini, hem bilimde birincil, hem üretimde en önde, hem emperyalist, hem savaş ve vahşette üstüne yok...
**
Denebilir ki:
- Daha yeni yılın ilk günü bozuk çalmaya başlama...
Bozuk çalmıyorum...
Gerçeği vurguluyorum...
Domates ne kadar bozulursa bozulsun, salatası güzeldir...
Kabuğu çok mu sertleşti?..
Soyarsın..
Göbeği taş gibi beyazlaştı mı?
Atarsın..
Dilim dilim doğradıktan sonra dereotu, maydanoz, kıyılmış kuru soğan, az sirke, zeytinyağı...
Biraz tuz...
Al sana mis gibi salata...
**
Üstelik ne Rus salatası..
Ne Amerikan salatası..
Biz Türkler kafayı toparlayıp kendi domates salatamızı tadıyla tuzuyla yapmaya ve yemeye başladığımızda yıllar daha da güzel olacak...
Afiyet olsun...

************************
Bu da bugünkü Hürriyet'te, Gila Benmayor'dan:
Nerede o eski güzelim domateslerimiz - Gila BENMAYOR - Hürriyet